Yaklaşan Etkinlikler

Oca
13
Cts
10:00 Vivian Broughton ile Kimlik Teme...
Vivian Broughton ile Kimlik Teme...
Oca 13 @ 10:00 – Oca 14 @ 17:00
Vivian Broughton ile Kimlik Temelli Psikotravma Teori ve Terapi Semineri 13OCAK- 14OCAK-2018
UKDEM Uluslararası Konstelasyonlar Danışmanlık  Merkezi  Vivian Broughton ile Kimlik Temelli Psikotravma Teori ve Terapi Semineri 13OCAK- 14OCAK-2018   Kim olduğumuzu kavrama ve Niyet Metodu ile yapılan çalışmaların kimliğimiz üzerindeki etkisi   Kimlik konulu Psikotravma Terapisi, [...]

Duyurular

“Konstelasyon” kavramı, bir sistem içersindeki ilişkili öğelerin, birbirine göre konumu, durumu ve birbirinden etkileşimi anlamına gelmekle beraber; psikoterapi literatürüne dünyaca ünlü Alman psikoterapist, filozof Bert Hellinger tarafından oluşturulan, orijinal adı “Famillien Aufstellung” olan ve uluslararası alanda ”Family Constellation Work” olarak bilinen  “Aile Konstelasyon Çalışmaları” ile girmiştir. Kendisi, 1970 ve 80’lerde Batı terapi dünyasının mevcut kaynaklarıyla eğitim görmüş ve çalışmıştır; Freudyen psikanalitik yorumlama,  Janov’un primal terapisi,  Carl Rogers’ın grup terapisi, Eric Berne tarafından benimsenen transaksiyonel analiz, Virgina Satir’in aile heykeli terapisi tekniği, Grinder, Bandler ve Dilts sonrası nöro-lingusitik programlama… En sonunda Moreno’nun aile dinamiklerini sahnelediği psikodrama tekniğinden esinlenerek, kendi aile konstelasyonu tekniğini geliştirmiştir.

Bu yöntem, daha önce bilinen ve uygulanan sistemik ve fenomenolojik yaklaşım ile temsilci algısı fenomeninin entegrasyonu sonucu oluşmuştur ve bu muhteşem bileşim sonucunda ortaya çıkan “bilen alan”, klasik psikoterapinin tıkandığı noktada, insan ruhuna derin ve şifalandıran bir bakış sunmaktadır.

Bu yaklaşım, her ailenin kuşaklar boyu süre gelen yapı itibariyle bir sistem oluşturduğunu ve bireylerin anne karnında filizlenmesinden itibaren  bu sistemin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini söyler.  Sistemde ağır travmalar sonucunda oluşacak her türlü kilitlenme, daha sonraki nesilleri etkileyecek ve başta psikolojik sorunlar olmak üzere,daha birçok şekilde ifade bulacaktır.

Bert Hellinger, başlarda bir misyoner olarak bulunduğu Güney Afrika’da, on altı yıl boyunca oradaki ilkel kabileler ile iç içe yaşamış ; bu insanların birbirleriyle,  atalarıyla ve varoluşla ritueller aracılığıyla kurdukları ilişkiden derinden etkilenmiştir. Sonrasında, bu deneyimleri,insan ilişkilerine fenomenolojik gözlem çerçevesinden baktığında onu, aile sistemi içersindeki bilinçdışı düzenin temel dinamiklerini kavrama noktasına getirmiştir . Kısaca bahsedeceğimiz bu dinamikler sağlıklı işlediğinde, aile sistemi içersindeki sevgi akışı mümkün olabilmektedir:

*  Sistemdeki herkes eşit aidiyet hakkına sahiptir ve hiçbir üye diğerinin yerini inkar edemez;aileleri tarafından dışlanmış veya unutulmuş aile bireyleri diğer aile üyelerini etkilemeye devam ederler, aile bireyleri suç işlemiş, aileye utanç vermiş ya da aile değerlerini çiğnemiş birini doğal olarak dışlama eğilimindedir, ancak başlangıçtaki gerekçe ne olursa olsun,herhangi bir üyenin dışlanması, sisteme sonradan gelenler için yıkıcıdır. Üyeler kimin dışlanmış olduğunu unutabilir ama sistem asla unutmaz. Aidiyet hakkı olanların dışlanması, aile sistemini alt üst eden dinamikler arasında en sık rastlanılanıdır. Düşükler, kürtajlar, evlatlık verilen ya da alınanlar dahil tüm çocuklar, ebeveynler, ebeveynlerin eski eşleri de aile sistemi içerisinde yer alır.

*Bütünlüğü Korumak; aile bireyleri, ancak aile çemberindeki herkese yüreklerinde onurlu ve saygın bir yer verdiklerinde, kendilerini tam ve bütün hissederler.

*Sistem içi hiyerarşiyi korumak; varoluş ve zamanın aşikar ve doğal yasaları aile sistemleri için de geçerlidir, varlık zaman ile nitelenir. İlişki sistemlerinde bu,sisteme önce girenin daha sonra gelenler üzerinde belirli bir önceliği olduğu anlamına gelir. Ebeveynler sisteme çocuklardan, ilk doğan ikinciden önce gelir. Zaman, ailede saygı gösterilmesi gereken doğal bir hiyerarşi oluşturur.  Bazen  genç bir kişi, yaşlı olana ait sorumluluğu, işlevi, ayrıcalık veya suçu üstlenerek aile hiyerarşini alt üst edebilir, bu durum sistem için bir travmadır ve etkisi dalgalar halinde tüm aile sistemi içersinde hissedilecektir.

*Zamanın sınırlarını kabul etmek;bütün bireylerin sistemde yerleri olması ve hatırlanmaları gerekmekle birlikte; ailenin, uygun zaman geçtikten sonra, geçmişte kalanı unutmasına izin verilmelidir. Geçmişi geçmişte bırakmak ve geleceğe de geldiği gibi kollarını açmak sistemik dinamiğin gizidir ve kesinlikle zarafet gerektirir.

Şu an yaşadıklarımız bize hala yüzyıllar öncesinde yaşanan şeylerin mirası. İyi ya da kötü olarak ayırdığımız ve adlandırdığımız şeylerin sorumluluğunu taşıyoruz. Bizler yeni çözümler bulmanın yanında, kadın ve erkek, fail ve mağdur, güç ve güçsüzlük arasındaki kutupları yeni bir bakış açısıyla anlamak durumundayız. Gerçeği olduğu gibi görebilmek cinneti ortadan kaldırır ve iyileşmenin başlaması için zemin hazırlanır. Sevgi, yara almış ruhları tedavi eder.

Aile içersindeki sistemik yasalar söz konusu olduğunda temel yönelim, dengenin sağlanması ve sistemin tüm elemanlarını dahil edilmesi yönündedir. Bu yönelim sonucunda,sistemik kurallar her ihlal edildiğinde, aile bireyleri ve gelecek kuşaktan bireyler bu yükü taşıyacak yada bu enerjiye dolanık hale gelecektirler, bir grubun bütünlüğünü korumak için her bireyin hatırlanması gereği, daha sonra gelen kişinin dışlanmış kişiyi temsil etmesini talep edebilir. Bu tür özdeşleşmeler, bireyin o an ki yaşam koşulları ile açıklanamayacak,sıra dışı yoğunlukta duygu ve davranışlar sergilemesine neden olur ve sistem kendince hatayı telafi etmiş ve kör bir adalet sağlamış olur.

Aile sistemi içerisinde, ilişkilerde sorunlara yol açan diğer önemli bir dinamik;  doğal yönelimin kesintiye uğramasıdır, küçük çocuğun sevdiği birine (anne,baba,kardeş…) yönelmesi ölüm, hastalık ya da başka koşullar nedeniyle kesintiye uğramışsa, bu engellenmiş yönelime; incinme,reddetme, umutsuzluk, nefret, boyun eğme, acı gibi güçlü duygular eşlik edecektir. Küçük çocuklar, sevdikleri kişiye ulaşamadıklarında, kendilerini geri çevrilmiş ve kusurluymuş gibi algılarlar. Böylece bu yönelime son verirler.İlerde böyle kişiler, ne zaman başka birine yönelmek isteseler, yaralanmış olduklarının anısı, bilinçdışı bir şekilde ortaya çıkarak yönelimlerini kesintiye uğratır ve aynı eski incinmeyle tepki verirler.

Klasik aile konstelasyon yönteminin ilk aşaması, aileye toplu bir bakıştir.Sisteme dahil olan,yani danışanı sistemik olarak etkileyen herkes belirlenir . Konstelasyon kolaylaştırıcısı(Uygulayıcısı), geniş ailede ölüm, intihar,ayrılık,boşanma,kaza,sakatlık,ağır hastalık ve yokluk gibi sistemde travma oluşturabilecek olayları sorar, cevapların net olması ve ayrıntı içermemesi için danışanı yönlendirir.Daha sonra danışan,kendisini ve konuyla ilgili öneme sahip diğer aile üyelerini temsil edecek kişileri grup içersinden seçer.Aile konstelasyon çalışması üç aşamada gelişir ve aile sistemine ilişkin, sırayla, iki içsel resim yaratır:

* Yıkıcı dinamiklerin su yüzüne çıktığı resim,

* Denge ,yerini bulma duygusu ile sisteme nefes aldıran çözüm resmi.

Konstelasyonun ilk aşaması, danışanın anı ve içsel imgelerini ortaya koyar.Aile sisteminde işleyen saklı dinamiklerin son derece  kişisel bir  resmidir bu.Temsilcilerin tepkileri danışanın söylediklerine ek bilgi getirir.Onların tepkilerinin,konstelasyonun görsel öğeleri ve danışanın verdiği bilgi ile birleşimi,çözüm arayışında, tek başına danışanın anıları veya içsel imgelerinden daha değerli ve gerçeğe yakın bir temel sunar .    Saklı dinamik gün yüzüne çıktıktan sonra çözüm aramak mümkün hale gelir.Bu resimden hareketle,adım adım,sistemik denge ve çözüm arayışına başlanır.    Çalışmanın son aşaması,aile sistemi içersindeki her bireyin,sistemde sevgi akışını sağlayacak şekilde, kendine ait yerde konumlanması(konstelasyonu)  sonucunda oluşturulan çözüm resmidir,ki bu resim, dönüşüm ve şifa için insan ruhuna çok derin bir dokunuştur.

TEMSİLCİ ALGISI FENOMENİ 

Modern fiziksel modele göre, 19. yüzyılın pozitivist felsefesinde düşünüldüğü  şekliyle, dünyanın nesnel olarak kavranması mümkün değildir. Bizim insanî anlayışımızla “nesnel” olarak tutabileceğimiz bir dünya yoktur. Aksine gözlemleyen bir insan ve gözlemlediği arasındaki diyalogdan içgörü gelişir. Bu süreçte gözlemci gözlemlediğini ve gözlemlenen de gözlemciyi yansılar. Bilimsel olarak ölçülen her şey zaten ölçüldüğü için değiştirmiştir. Ölçme ya da algılama yöntemini bilmediğimiz hiç bir şeyi tanımlayamayız. Bilmek ya da hatırlamak istemediklerimize kör kalırız.

Bilginin insandan insana aktarımıyla ilgili normal algımızdan yola çıkarak anlamanın zor göründüğü şeyler, aile konstelasyonlarında belirli bir deneyim kazandıktan sonra açık ve aşikar görünmeye başlıyor. Temsilciler ailedeki duygusal çatışmanın özünü sezgisel olarak kavrıyorlar. Birkaç jenerasyonda çözülemeyen durumu büyük bir kesinlik ve netlikle yansıtıyorlar.

Dünyanın dört bir yanında insanların başkalarının konstelasyonlarında temsilci pozisyonunda deneyimledikleri durumlar bu iddiayı kanıtlıyor. Konstelasyonlara bir şekilde ilgisi olan herkes bunu  deneyimleyebilir. Thomas Shafer şöyle yazıyor: Temsilcilerin tamamen yabancı olmalarına rağmen her seferinde aile hikâyesini bu kadar detaylı şekilde anlatabiliyor oluşları şaşkınlık verici. Temsilciler gerçek aile üyelerinin hissettiği gibi hissediyorlar” (Schafer, 2000). Konstelasyon danışmanı  Mahr temsilcilerin şunları yapabileceğini söylüyor: “sistemdeki başka güçlerin ya da üyelerin durumlarıyla fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak empati kurmaya ya da onları temsil etmeye yardım eden kavramsal kabiliyetlerimiz … bir sistemdeki bilinçdışı dinamikleri hayret uyandırıcı bir kesinlik ve güvenilirlikle gözler önüne sermemize olanak veriyor” (Mahr, 2003).

Konstelasyonlarda  temsilcilerin davranışları danışana içsel benliğiyle ilgili pek çok bulgu yansıtır. Hiçbir terapist çoklu ilişkilerdeki duyguların karmaşıklığını temsilcilerin danışana yansıttığı kadar açık ve net geri yansıtamaz. Konstelasyonlar ayrıca ruhun ya da psişik yapının pek çok düzeyini hiçbir terapistin tek başına yapamayacağı kesinlikte gösterir.

Sistemik terapinin bir prensibine göre, sistem kendi kendisinin en iyi anlatıcısıdır ve çevreye uyum sağlama potansiyeline olduğu kadar kendi koruma potansiyeline de sahiptir. Bu anlamda konstelasyon bir danışanın kendi odaklanmış sistemik anlatımı olarak görülebilir. Konstelasyonlar böylece en girift duygusal karmaşıklıklara en deneyimli terapistin bile öneremeyeceği çözümler bulabilir.

Ruhun ve maddenin birbirinden ayrı olarak var olmadığı yeni bir dünya modeli nasıl tanımlanabilir? Laszlo’yu takip edersek aşağıdaki aksiyomlardan türeyebilir (Laszlo 1997).

  • Evren gözlemlenebilir bir madde-enerji kuantumu ile kuantum-üstü bir alandan ve doğrudan ya da araçlarla gözlemlenemeyen bir sanal enerji alt-kuantumundan oluşur. Bugüne kadar boş olarak düşündüğümüz uzay gerçeklikte doludur.
  • Maddesel olarak görülebilir veya ölçülebilir enerji cisimleri çevrelerindeki evrensel alanda kendilerini çoğaltırken arkalarında iz bırakan elektro-manyetik uzay/zaman modelleridir. Bu enerji cisimleri kendilerini çevreleyen alt-kuantum alanlarını “ in-form” eder, yani kendi bilgilendirici içerikleriyle belirli bir biçim oluştururlar.
  • Enerji alanına yerleşmiş bilgi her yere dağılabilir ve maddesel cisimlerin enerji transferi limitlerine –zaman ve uzay mesafeleri ve dolayısıyla ışık hızı limitleri- tabi değildir.

Eğer bu varsayımlarla yola çıkılırsa maddesel dünyada olanlarla ilgili sonuçlar elde edilebilir:

  • Evrende olan her şey, her an alt-enerji alanına kaydolur. Var olan ve yaşanan her şey için evrensel bir hafıza oluşur. Her şey potansiyel olarak birbiriyle bağlantılıdır.
  • Enerji cisimlerinin elektro-manyetik zaman-uzay matrisleri bu sanal enerji alanında, kendileri için bilgi toplayarak yansılanırlar.
  • Eğer insan organizması bu sanal bilgi matrisleriyle ilişki kurarlarsa geçmiş zamanda olmuş olaylar şimdinin deneyimine taşınabilir.
  • Belirli koşullar altında, örneğin eğer sürecin işlemesi için yolu temizlersek, başka insanlar bizim içini doldurduğumuz enerji alanlarıyla ilişkilenebilir ve böylece bizim geçmiş deneyimlerimizle temas kurabilirler.
  • Geçmiş, maddesel dünyaya olan enerji akışıyla geri kazanılıp, yeniden şekillenerek deneyimlenebileceği gibi aynı zamanda aktarılabilir de.
  • Bu modele göre, bir konstelasyonda aşağıdakilerin olması mümkündür:
  • Herkes gibi, konstelasyon sorunu olan kişi de, ona nüfuz eden bir enerji alanının içindedir ve geçmişin ardında bıraktığı izlerle doludur.
  • Özellikle bağlanma ve travma duyguları kişinin sanal enerji alanında güçlü etkiler bırakmıştır.
  • Kişi o anki sorununu formüle ederken, ruhunun yapısını kendi geçmişiyle ilgili bir yansılama işlemine tabi tutar.
  • Konstelasyon çalışması sürecinde, temsilciler kişinin geçmişine ve geçmişinden o âna taşınan soruna  tam olarak yansılanır.
  • Temsilciler kendi duyuşsal ve algısal yapılarıyla sanal enerji alanında depolanmış bilgiyi kendi deneyimlerine taşıyabilirler ve jestler ya da dil yoluyla ifade edebilirler.

Elbette bu varsayımlar sadece olası hipotezlerden birinin sonucudur. Daha başka pek çok olasılık düşünülebilir.     Konstelasyon çalışması ve temsilci algısı fenomeni dünyaya bakışımızı yeniden değerlendirmemize sebep olur. Temel insanî sorulara daha iyi cevap veren yeni açıklamalar bulmak atomlardan oluşmuş, sözde doğa kanunlarına uyan klasik, amaçsız, planlanmamış bir dünya modelinin ötesine geçmek demektir. Bu dünya modelini geçerli bulan bir fizikçi herhalde kalmamıştır ama bazı insan ve sosyal bilim dalları için mekanik model hala tahayyül edilebilen tek dünya. Yine de başka bazı alternatifler de var. Eksiksiz bir dünya ve gerçeklik anlayışına henüz kesinlikle ulaşmadık.

Bu metodun imtiyazı ancak pratik deneyim sayesinde aktarılabilir. Gelecekte, temsilci fenomenini kesin olarak açıklayabilecek teorinin ne olduğu meçhul. Ama şu anda tatmin edici bir teori olmadan da bu metotla pek çok şey yapabildiğimizi görüyoruz. Sadece tam olarak nasıl işlediğini bilmiyoruz. Pek çok süreç için açıklamalarımız yüzeysel kalıyor. Temsilci algısı fenomeni diye bir şey mevcut, bunda bir şüphe yok. Ama temsilci psişik yapılarının nasıl işlediğinden emin olmadığımız sürece pek çok yeni yorum mümkün olacağından alan açık kalmalıdır. (Franz Ruppert,2007)